
Bella Jakubowicz Tovey
Doğum: 1926, Sosnowiec, Polonya
Özgürlüğe kavuştuktan sonra Bergen–Belsen’de hastanede yatarken bir İngiliz askerinin ziyaretini anlatıyor [Görüntülü röportaj: 1990]
Savaş bittiğinde
herhalde yaklaşık 30 kiloydum. Bunu bilmenizi isterim. Bir deri bir kemik kalmıştım.
O İngiliz askeri geldiğinde
bana... benim için bir şey yapıp yapamayacağını sorduğunu hatırlıyorum. Ona
"İki şey istiyorum" demiştim. Ondan kalın
çorap getirmesini... bana vermesini istedim. Konuştuk bir süre. Mayıs ayıydı. Hava ılıktı. Ben ise
üşüyordum. Kalın çoraplar, diz altı kalın çoraplar istedim. Bir de şeker istedim.
Getirdi bana... Herhalde şekere hasret kalmıştım. Çorap da
getirdi. İki şeyi hatırlıyorum. Çorapları
getirdiğinde... giydiğimde ağlamaya başladığımı hatırlıyorum. Çünkü baldırlarım kalmamıştı.
Bir deri, bir kemiktim... ve dizüstü çoraplar bacaklarımda durmuyordu.
Bir de bana şekeri verdiğini hatırlıyorum.
100 gram kadar yoktu belki. Küçücük bir
torbadaydı. Normal şekerdi işte. Torbayı
aldım ve ağzımın içine boşalttım. Öylece
yedim. İyi hatırlıyorum... Çünkü gerçekten korkmuştu.
Hemşireleri çağırmak için dışarı koşmuş, o bir torba şekerin hepsini o şekilde yemekle kim bilir
bana ne olacağını düşünmüştü. Hemşirenin
de ona Almanca olarak bunun sorun olmadığını söylediğini hatırlıyorum. Herhalde sadece
canım şiddetle şeker istemişti.
Savaş bittiğinde
herhalde yaklaşık 30 kiloydum. Bunu bilmenizi isterim. Bir deri bir kemik kalmıştım.
O İngiliz askeri geldiğinde
bana... benim için bir şey yapıp yapamayacağını sorduğunu hatırlıyorum. Ona
"İki şey istiyorum" demiştim. Ondan kalın
çorap getirmesini... bana vermesini istedim. Konuştuk bir süre. Mayıs ayıydı. Hava ılıktı. Ben ise
üşüyordum. Kalın çoraplar, diz altı kalın çoraplar istedim. Bir de şeker istedim.
Getirdi bana... Herhalde şekere hasret kalmıştım. Çorap da
getirdi. İki şeyi hatırlıyorum. Çorapları
getirdiğinde... giydiğimde ağlamaya başladığımı hatırlıyorum. Çünkü baldırlarım kalmamıştı.
Bir deri, bir kemiktim... ve dizüstü çoraplar bacaklarımda durmuyordu.
Bir de bana şekeri verdiğini hatırlıyorum.
100 gram kadar yoktu belki. Küçücük bir
torbadaydı. Normal şekerdi işte. Torbayı
aldım ve ağzımın içine boşalttım. Öylece
yedim. İyi hatırlıyorum... Çünkü gerçekten korkmuştu.
Hemşireleri çağırmak için dışarı koşmuş, o bir torba şekerin hepsini o şekilde yemekle kim bilir
bana ne olacağını düşünmüştü. Hemşirenin
de ona Almanca olarak bunun sorun olmadığını söylediğini hatırlıyorum. Herhalde sadece
canım şiddetle şeker istemişti.
Bella, Sosnowiec’te yaşayan bir Yahudi ailenin dört çocuğundan en büyüğüydü. Babasının triko fabrikası vardı. Almanlar 1939’da Polonya’yı işgal ettikten sonra fabrikaya el koydu. Ailenin mobilyaları bir Alman kadına verildi. Bella 1941’de Sosnowiec gettosunda bir fabrikada çalıştırıldı. 1942 yılının sonunda aile Bedzin gettosuna sürüldü. Bella 1943’te Gross-Rosen’in alt kamplarından biri olan Graeben’e, 1944’te de Bergen–Belsen’e sürüldü. Nisan 1945’te özgürlüğe kavuşturuldu.
US Holocaust Memorial Museum - Collections